Tartışılan ülke Türkiye

Adnan Salih 04 Ekim 2016, 14:12

 

Son zamanlarda sürekli tartışır bir gündemden başka bir gündeme atlar olduk. Tüm tartışmalarda her zamanki gibi 3 tip yaklaşım mevcut:

Söylenenlerin tamamı doğru

Söylenenlerin tamamı yanlış

Bazılar doğru bazıları yanlış

En güncel tartışmalardan biri Sultan II. Abdülhamid üzerine yapılıyor. Nedenini hiçbir şekilde kavrayamadığım bu tartışma Meclis Başkanı Sayın İsmail Kahraman tarafından başlatıldı.Durup dururken neden bu tip bir tartışma başladı amaç ne anlayan varsa beri gelsin. Neden tartışıyoruza bir cevabı Sibel Erarslan kaleme almış:

Bizde tarih, resmi çerçevesi sansürlerle sımsıkı kuşatılmış politik bir alettir. Uluslaştırma projesi eşliğinde Osmanlı sonrası yaslanılacak yeni kökenin tespiti ve ulusal birliği kurup devrimleri yaşatacak sinerji inşa edilirken, tarihi objektivizm veya vakaların gerçekte olduğu gibi aktarılması adeti, yeni devleti kurgulayanlara zaman ve şevk kaybettirici bir yöntem gelmiş olsa gerek... İmparatorluktan ulusal olana geçiş zorluğu bir yana, ağır ve uzun yenilgilerin makus talihinden travmatik hicranından silkiniş ihtiyacı gibi pratikler de mezkur "bilinçli unutma/unutturma"ya eşlik etmiş olabilir... Buna bir de "yeni iyi"yi kurabilmek için, "eski kötü"yü sağlama aritmetiğini de eklersek...

Bilmiyorum ben bir hayli aydınlandım bu paragraf ile anlamadım ama aydınlandım. Oldukça karmaşık cümleler ile anlattığına göre yazar mutlaka birşeyler biliyordur, biz normal vatandaşlar olarak anlamıyorsak kusur bizdedir.

Bu konuda onlarca köşe yazısı yayınlandı, portallarda, televizyonlarda biteviye tartışıldı. Sonucu nereye varacak/vardı, bugünümüze faydası var mı olacak mı? Bence bu tartışma tamamen sonuçsuz bir yere varması imkansız bugüne katma değer de sağlamaz. Tarihsel değerlerimize sahip çıkacağız ama geçmişte de yaşamıyoruz ki sürekli ileri gidiyoruz.

Sonra Lozan antlaşması tartışması başladı: Hezimet mi zafer mi? Bağırsak sesimizin duyulacağı adaları Yunanistan’a verdik ve Misak-ı Milli hedeflerini gerçekleştiremedik bu yüzden hezimettir iddiası her yeri kapladı. Bu tartışmaya da acayip katkılar geldi mesela ROK lafa Lozan Antlaşması’ndan girerek Osmanlıca Eğitim şart konusuna bağladı:

Eğitim şart tabi katılıyoruz da hangi Osmanlıca kaynak vardı da günümüz Türkçe’sine çevrilmedi ve bu kaynaklarda neler yazıyor olabilir ki günümüzü değiştirme potansiyeli taşıyor olsun? Kaldıysa Türkçe’ye çevrilmemiş arşiv çevirin biz de okuyalım bu saatten sonra arşivleri okumak için Osmanlıca öğrensek bizi arşivlere sokmazlar.

Tartışmalarda sürekli aynı eksen var ve yöntem hep aynı: Sürekli bir iddia var ve bu iddianın yanlışlığı/doğruluğu dile getiriliyor. Yanlışlığın sebepleri nedir, detayları var mıdır, düzeltilmesi için ne yapılabilir, alternatif çözüm önerileri nedir hiç dile getirilmiyor.

Lozan konusunda örneğin nedir doğrusu söyleyin biz de bilelim siz otursaydınız o koltuklarda ne karar verirdiniz nasıl tasarlardınız anlatın bilelim. Yanlış demekle sorun çözülmüyor bir detaylara inelim inceleyelim. Başka bir yazar Sayın Hilal Kaplan bize detay sağlamış:

Madem milli mücadele yapılacaktı ve hedefi saltanat ile hilafeti kurtarmaktı neden Osmanlı Devleti aşağıdaki haritaya göre paylaşım yapılan Sevres Antlaşmasını imzaladı?

Osmanlı Devleti Sevres’i imzaladığı anda bitmiş olmadı mı?

Bunlar en güncel iki konu, daha fazlası var azı yok. Bunları tartışarak hem enerji hem vakit kaybediyoruz. Biz bugüne bakalım, ileriye bakalım. Nasıl bir ülke olacağız, modelimiz nedir? İnsanlarımızı nasıl refaha ulaştıracağız? Planlarımız nedir? Biz havanda su döverken TL usulca değer yitirmeye başladı ki tartışmamız gereken konuların en başındadır diye düşünüyorum:

Ekonomi alarm üstüne alarm veriyor anlamamakta direniyoruz. İşler iyi değil, borç gırtlağa dayandı ekonomi büyümüyor büyüyecek bir durumu da yok. Önce bir teşhis lütfen sonra da tedavi. Bunları yapalım önce bir düze çıkalım sonra istenirse Adem ile Havva’dan itibaren tartışmaya başlayabiliriz.

Türkiye’nin dertleri belli Sayın Mahfi Eğilmez olabilecek en kısa cümlelerle açıklamış:

Türkiye’nin pek çok alanda yapısal sorunu var. Bunları üç başlık altında toplayabiliriz: (1) Siyasal alandaki sorunlar: Demokrasi, insan hakları, çoğunluk – azınlık ilişkileri, yasama – yürütme - yargı ilişkileri, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü gibi. (2) Sosyal alandaki sorunlar: Eğitimin yetersizliği, sosyal yaşamda kadın erkek eşitsizliği, hoşgörü eksiklikleri gibi. (3) Ekonomi alanındaki sorunlar: Enflasyon direnci, potansiyel büyümenin sürdürülememesi, cari açık – bütçe açığı gel gitleri, vergi yapısının bozukluğu, cari açığa neden olan ithalatın ikame edilememesi ve tasarrufların düşüklüğü gibi.

Tüm güncel tartışmalarımız yukarıdaki paragrafta söz edilen sorunlarımıza bir çözüm olacak mı olabilir mi? Bizim en büyük problemimiz sorumluluk almayıp suçu sürekli diğer kişiler/kurumlarda arayışımız. Çoktandır odak noktamızı yitirdik yenden odaklanmamız gerekiyor. Bunun yolu da belli: Bilimsellik.

Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.

Yorumlar

  • YENİÇERİ04 Ekim 2016 14:52güzel bir yazı olmuş. emeğinize sağlık. makro ekonomiyi güzel yorumlayan takip edebileceğimiz yazarlar/ekonomistler var mı tavsiye edebileceğiniz?

    (%0,00) (%100,00)

Diğer Yazıları