Alacak tahsil süreleri uzuyor

Adnan Salih 05 Temmuz 2017, 10:03

 

Ekonomiye dair en önemli göstergelerden biri hiç kuşkusuz ortada dönen nakit miktarı ve bu nakdin akış hızıdır. Ekonomideki nakdin gerçekleştirdiğini vücudumuzdaki kana benzetebiliriz. Kansızlık vücudu yavaşlatır, yorgun hissettirir. Nakitsizlik de aynı şekilde ekonomiyi sarsar problem yaratır.

Ekonomiye dair her zaman ve daima olduğu gibi 3 görüş var:

  1. Ekonomi süperdir harikadır eleştirenler haksızdır.
  2. Ekonomi çok kötüdür, süper diyenler haksızdır.
  3. Ekonominin iyi tarafları olduğu gibi kötü tarafları da vardır.

Ekonominin en büyük problemi ilk iki düşünce grubunun oldukça geniş olması ve aralarında uzlaşmalarının neredeyse imkânsız olmasıdır.

Ekonominin çok iyi gidiyor olmasının ana göstergeleri genel olarak “büyüme” rakamları, borsa endeksinin yüksekliği, yabancıların Türkiye’den menkul kıymet almaları ve direkt sermaye koymaları ile ölçülüyor. Bir de bunlara ilave olarak siyasi istikrar ve tek parti hükümetinin varlığından bahsedilebilir.

Ekonomi kötü gidiyor diyen grupta ise işsizlik, enflasyon TL’nin değer yitirmesi öne çıkıyor. Küçük esnaf grubunda ise alacakların tahsil edilemediği nakit dönmediği sürekli konuşuluyor.

Türkiye ekonomisinin bir diğer zayıf tarafı ise cari açıktır. Cari açık yıllardan beri devam etmekte ve kümülatif olarak 400milyar dolar rakamına ulaşmış bulunmaktadır. Cari açık prensip olarak ürettiğiniz ürün ve yarattığınız servislerden dışarıya sattığınızın daha fazlasını dış alemden alıyor olmakla açıklanabilir. Bu açıdan dertli olduğumuzu bilmeyen yok zaten.

Bugün TCMB sitesinde dikkatimi çeken ve alacak tahsil sürelerini inceleyen bir araştırmadan faydalanacağım. Alacak tahsil süreleri uzayıp borç ödeme süreleri kısalıyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Şirketler alacaklarını geç almaları sebebi ile fonlama açığına düşerler ve kredi ihtiyacı belirir. Bu ihtiyacı karşılamak için de bankaların kapısını çalarlar. Kredi kullanmak faiz yükü demektir, faiz yükü de karları düşürür, kâr marjını daraltır.

Firmalar nakit ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar önce onu görelim:

Tablodan anlaşılacağı üzere öz kaynaklar aktiflerin ortalama olarak 1/3 düzeyindedir. Bu durum firmaların ortalama olarak 2 kat kaldıraç kullandıklarını gösterir. Fonlama yapısında 1/3 banka kredisi, 1/5 YP kısa vadeli kredi ve piyasa borçları yer almaktadır.

Fonlama ihtiyacını doğuran ana unsur olan alacak tahsil sürelerine bakalım:

Alacak tahsil süresi 2014 yılına nazaran 2015 yılında artmış. Rakamların medyan olduğunu tüm şirketlerin %50’sinin bu değerlerden daha uzun sürelerle tahsil yapabildiklerini not etmekte fayda var. Şirketlerin en az yarısı alacakları 70 günden önce tahsil edemiyor durumda.

İmalat alt sektörlerine de bakalım:

İmalat alt sektörlerinde süreler genelde daha uzun. Yine medyan değerler kullanıldığını ve şirketlerin en az %50’sinin bu değerlerden daha yukarıda günlerde tahsilat yapabildiklerini eklemek gerekir.

Çarklar hızlı dönmeyince doğal olarak karlılık da geriliyor. Tüm sektörlerin ortalama öz kaynak karlılık oranı %6’nın altında. Bu değer hem enflasyondan hem faizden daha düşük. Bu durumun uzun vadede sermayenin eridiğini ve iş yapış şeklinin kredi ağırlıklıya dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Kredi bağımlığının arttığını aşağıdaki karşılaştırmalı tabloda rahatlıkla görebiliriz. Yıllar itibarı ile Türkiye firmaları finansman giderlerinin satışlara oranı yükseliyor:

Son olarak kredilerin ortalama vadelerine de bakalım:

Ortalama vadeler kredilerde çok kısa. Bankalarda buna paralel olarak kaynakların çok kısa vadeli olduğunu ileri sürmekte.

Rapor 2015 tarihli olduğu için veriler biraz eski, son 2 yıl yok. Buna rağmen gidişatı çok iyi gösteriyor. Bu gidişata alınan tedbirlerin en büyüğü ve en önde geleni KGF mekanizmalarını devreye sokarak ciddi bir kredi artışı yaratmak oldu. KGF artışı ile beklenen nakit darlığının açılması piyasada çarkların yeniden dönmeye başlamasıydı. Bunun kısmen başarıldığını düşünüyorum.

Bununla birlikte KGF geri ödemeleri birkaç ay içerisinde başlayacak. Esas resmin ödemeler başladıktan sonraki 12 ayda ortaya çıkacağını düşünmek gerekir. KGF ile maliye bakanlığının yaptığı yapılandırmalar arasında bir benzerlik kurabiliriz. Maliye Bakanlığı ocak ayında yaptığı yapılandırmaları önce mayısa sonra hazirana uzattı. Tahsilat oranları konusunda çok yayın çıkmadı ama tahsilat yapılabilseydi 3 defa uzatılmazdı. Geçmişte de buna benzer durumlar ortaya çıkmıştı: Yapılandırmaya bir heves ve son çare olarak başvuruluyor sonrasında ise bilindik durumlar devreye girip taksitler ödenemiyor ve bu da borcun daha da artmasına sebep oluyor.

Ne yapılabilir?

Detaylı bir borç alacak envanteri çıkarılmalı. Bu envanterin ne kadarı ana para ne kadarı faiz hesaplanmalı. Bu hesaplama hem devlet alacak borçları / hem özel sektör için ayrı ayrı yapılmalı. Bu durum tespitinden sonra gerçekten yaşayabilecek olan şirketlere yardım yapılarak yaşaması faydadan çok külfet getirecek şirketlerin ortadan kalkmasına müsaade etmeli.

Kapsamlı bir vergi barışına ihtiyaç olduğu tartışılmaz. Maliye Bakanlığı’nın yürütmüş olduğu faizler bir süre sonra borçları katlamaya başlıyor. Ekonomin tüm aktörlerini temsil edebilecek geniş bir çalışma grubu ile elektronik ağlardan faydalanarak görüş alışverişinde bulunmak ve bu görüşleri topladıktan sonra plan dahilinde uygulamak gerekir. Bir sektörü iyi ederken bir diğer sektörü batırmak sonunda herkesin zarar etmesine yol açar. Bu bakımdan geniş katılımla fikir tartışması yapmak önemli.

Ekonominin sorunları belli, yok demek kafayı kuma gömmektir. Borsaya bakarak her şey iyi demek ise çok doğru bir yaklaşım değil. Borsa beklentiyi satın alır tamam ama bu bile bir beklenti içerisinde olunduğunu gelecek güzel günleri istediğimizi gösterir, şu anda içerisinde bulunduğumuz durumu aksettirmez.

Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.

Yorumlar

Diğer Yazıları