Dünyayı kadınlar mı yönetecek...

Belgin Maviş 12 Ekim 2016, 01:52

 

Tüm dünyanın gözleri 8 Kasım ABD Başkanlık seçimlerine odaklandı ancak 2017 yılında Avrupa’da tam anlamıyla bir seçim yılı olacak. Başta Almanya olmak üzere birçok ülkede genel ve yerel seçimler gerçekleşecek.

ABD’de Clinton, Almanya’da Merkel, İngiltere’de May, Fransa’da Le Pen ülkelerinde seçim yarışına girecek ve belki de yeni dünya kadın liderlerin elinde şekillenecek. 2017 yılında Avrupa’da gerçekleşecek başlıca seçimleri sıralayacak olursak;

- ALMANYA

Avrupa Birliği’nin lokomotifi olan Almanya, 2017 yılıyla birlikte zorlu bir seçim yılına girecek. İlk olarak 12 Şubat 2017 tarihinde cumhurbaşkanı seçimleri olacak. Şu an görevde olan ve 5 yıllık süresini dolduran Joachim Gauck görevini 12. cumhurbaşkanına devredecek.

Almanya’da Mayıs ayında ise yerel seçimler var. Schleswig-Holstein Eyaleti 7 Mayıs tarihinde ve ülkenin en kalabalık eyaleti (aynı zamanda Merkel’in partisi olan Hristiyan Demokratlar Birliği (CDU) partisinin kalesi olarak görülen) Kuzey Ren-Vesfalya 14 Mayıs tarihinde sandık başına gidecek. İki seçimin önemi ise Eylül ayında genel seçimlere gidilecek olması. Bu seçimler genel seçimler için öncü göstergeler olarak görülüyor.

*CDU: Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Parti, SPD: Sosyal Demokrat Parti, Linke: Sol Parti, Grüne: Yeşiller Partisi

Dördüncü defa başbakanlık görevine aday olmaya hazırlanan Merkel’in, Avrupa’nın ekonomik açıdan olumsuz bir tablo içinde olması ve göçmenlerle ilgili konular nedeniyle eleştirilirken,  yeniden seçilip seçilmediği piyasalar tarafından çok yakından takip edilecektir.

Önce yaşanan Volkswagen (VW) emisyon skandalı, ardından yaşanan Deutsche Bank sorunu finans piyasaları kadar siyasetin de gündeminde yer alıyor. VW yatırımcıları, yüksek miktarda tazminat talep etmiş ve şirket 10 milyar dolardan fazla ödeme yapmak durumuna gelmişti. Bankaya yönelik hükümet desteği olup olmayacağı konusunda ise Merkel’in açıklamaları piyasaları tatmin etmekten uzak kalıyor. Deutsche Bank’ta oluşabilecek bir iflas riski, başta Avrupa olmak üzere tüm küresel ekonomiyi etkileyeceğini düşünürsek Merkel’in seçimler öncesi rahat bir konumda olmadığını söyleyebiliriz.

Çin’deki büyümenin yavaşlaması da Almanya başta olmak üzere Avrupa için önemli bir sorun. Çin’in, küresel büyümenin lokomotifi olmasının yanında Avrupa ile sıkı bir sermaye-ticaret ilişkisi var. Herhangi bir tarafta yaşanacak olumsuz gelişmeler diğer tarafta büyük yankılar yaratabilir.

- FRANSA

Fransa’da 2017 yılında önce 23 Nisan’da ilk turu ve 7 Mayıs’ta ikinci turu olmak üzere cumhurbaşkanlığı seçimi olacak, ardından Haziran ayında genel seçimler olacak. Fransa’nın belki de en az sevilen cumhurbaşkanı olan Hollande’nin tekrar aday olması beklenmiyor. Ana muhalefet ve merkez sağda Nicolas Sarkozy’nin, Alain Juppe’yi geçmesi durumunda cumhurbaşkanlığı için ikinci tura kadar gideceği düşünülüyor.

Ulusal Cephe (FN) Partisi’nden ve aşırı sağ bir siyasetçi olarak görülen Le Pen’in, cumhurbaşkanı olması durumunda Fransa’yı Brexit sonrası benzer bir referanduma götürme vaadi ise çok dikkat çekici. Le Pen, terör saldırılarıyla kötü günler geçiren ve 1 yıl OHAL ilan eden Fransa’da halk için popülaritesi artan bir lider.

Le Pen’in sınırların mültecilere tamamen kapatılması ve Fransız olmayanların ihraç edilmesi gerektiğini savunan görüşleri ise, kendisinin gerek Fransa gerek Avrupa için ne denli önemli bir aday olduğunu gösteriyor.

- İNGİLTERE

Brexit referandumu sonrası hareketli günler geçiren İngiltere’de, Cameron’dan sonra başbakanlık görevine gelen Theresa May (Muhafazakar Parti), 4 Mayıs 2017 tarihinde seçime girecek. En yakın rakibi olan İşçi Partisi’nin önünde görülüyor.

Başbakan Theresa May’ın 2017’nin ilk çeyreğinde İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmasına ilişkin süreci başlatacağına ilişkin açıklaması sterlin’in diğer para birimleri karşısında büyük kayıplar yaşamasına neden oldu.

İngiltere hisse senedi endeksleri, Başbakan May'ın açıklamaları ardından düşen sterlin’in etkisiyle zirve seviyelerine yöneldi.

Önemli paralar karşısında değer kaybeden sterlin, ihracatçı şirketleri destekledi. FTSE100 Endeksi, 2015 yılının rekor seviyelerine yaklaştı ve FTSE250 Endeksi, tüm zamanların zirvesine yöneldi.

-İTALYA

İtalya, tarihi henüz kesinleşmemiş olsa da iki meclisli siyasi sistemin değişmesi için bir anayasa referandumuna gidecek. Bu sistemde, yeni çıkacak olan yasa veya reformun Senato ve Temsilciler Meclisi’nden geçmek durumunda. Başbakan Renzi, bu durumu ekonomik olarak yapılabilecek reformlar önündeki engellerden biri olarak gördüğünü ifade ediyor.

Referandum, Senato’nun etkisini azaltacak ve Senato’daki isimlerin bir bölümünün görevi son bulacak. Başbakan Renzi referandumdan kendilerinin istediği sonuç çıkmaması halinde istifa edeceğini söyledi. Bu durumda bir erken seçim söz konusu olabilir ve başta İtalya olmak üzere Avrupa ekonomisi önemli ölçüde etkilenebilir. Erken seçim durumunda, Renzi’nin Demokratik Partisi’nin rakibi olan 5 Yıldız Hareketi’nin seçimi kazanması senaryosu ise en dikkat çekici gelişme. 5 Yıldız Hareketi euro para birimine karşı bir parti ve euro’dan çıkmak için bir referanduma gitmesi dahi söz konusu olabilir.

 Avrupa bankaları için yapılan stres testinde İtalyan bankalarının zorlanacağı, hatta İtalya’nın en eski bankası olan Monte dei Paschi’nin ‘batık’ durumda olacağı öngörüldü. Bankaların 3 yıllık bir resesyon sürecine tabi tutulduğu stres testi sonucunda, sermayesini kaybedeceği öngörülen tek Avrupa bankası Monte dei Paschi oldu. İtalya’nın diğer büyük bankası Unicredit’in hisseleri ise testin açıklanmasının ardından %9’luk kayıplar yaşadı.

İtalya’da bankacılık sektörünün 360 milyar batık kredisi olduğu söyleniyor. Her ne kadar Renzi’nin 40 milyar euro kurtarma paketi planı konuşulsa da kamu desteği diğer Avrupa ülkelerince onaylanmıyor. Ayrıca bu paket için seçmenlerin tutumu da önem arz ediyor, çünkü bu kamu desteği vergi gelirlerinden aktarılıyor. Bu senaryo gerçekleşirse borçlar İtalya devletine aktarılacak. Bunun sonucu olarak risk büyür ve İtalyan tahvil ve bonoları değer kaybederse, elinde milyarlarca euro değerinde İtalyan DİBS’i bulunduran Avrupa bankalarıyla beraber tüm bölge bu borç krizinden etkilenecek.

- HOLLANDA

Hollanda 15 Mart 2017 tarihinde genel seçimlere gidecek. Ülkede en dikkat çekici aday ise Özgürlük Partisi Geert Wilders. Wilders’in seçim vaatleri arasında Batı’nın İslam’dan arındırılmasından Hollanda’nın AB üyeliğinden çıkmasına kadar birçok radikal kararlar bulunmakta.

Demokrasi İçin Halk Partisi lideri Mark Rutte, sandalye sayısını artırması öngürülen Özgürlük Partisi karşısında daha önde görülse de Hollanda için belirsizlik dönemi yaşanacaktır. Hollanda içinde AB referandumu isteyenlerin oranı henüz düşük olsa da Brexit sonrası seçim döneminde bu seslerin artması mümkün olabilir.

- İSPANYA

25 Eylül 2017’de Bask Bölgesi’nde seçimler yapılacak. Milliyetçi Parti’nin en büyük parti olduğu bölgede, ayrılıkçı düşüncenin tekrar İspanya yönetimine, yönetimini güçlendirecek maddi ve yönetimsel güç talep etmesi söz konusu olacaktır. 

2017 GENEL GÖRÜNÜMÜ

2017 itibariyle çok sayıda seçim Avrupalı seçmenleri bekliyor olacak. Başta Almanya ve Fransa’daki seçimlerin sonuçları belli olmadan, somut reformlar yapılması veya ekonomi için somut adımlar atılması pek olası görülmemektedir. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler dolayısıyla siyasi çıkarlar dâhilinde hareket edilecektir.

Seçim sonrasında da farklı siyasi görüşlerin iktidara gelmesi veya muhalefetin güçlenmesi (Fransa’da Ulusal Cephe ve Almanya’da Alternatif Partisi) gibi nedenlerden ötürü kararlar almak seçim öncesi durumdan daha zor olabilir. Böyle bir durum siyasilerin adımlarını atarken daha zorlanmasına ve daha dikkatli davranmalarına yol açacaktır.

Brexit sonrasında ise kıtanın iki büyüğü olarak yön verici rolüne soyunacak ülkenin hangisi olacağı merak konusu. Başta ekonomik ve finansal yapının güçlendirilmesi olmak üzere, Avrupa Birliği’nin yapısının korunması, göçmen sorunu, mali yardımlaşma, borç ve risklerin aşağıya çekilmesi gibi konu başlıklarında ortak bir paydada buluşulmasını sağlamak zorunda olan Avrupa ülkelerinin yol haritaları şimdilik belirsizliğini koruyor.

TCMB’nın faizlerde sadeleşmeye devam sürecinde faiz koridorunu kaldırmaması ancak bu koridorda üst bantta yapmış olduğu indirimler, büyümeyi artırıcı ve ekonomiyi canlandırıcı reaksiyonları tam olarak vermiyor. Bu da petrol fiyatlarındaki düşük seyrin (Cezayir toplantısındaki alınan karar haricinde) cari açığın finansmanını kolaylaştırması, merkezin yüksek enflasyona rağmen (%5’lik hedefin üzerinde) bu süreci Fed’in faiz artırım kararına kadar devam ettireceği izlenimi veriyor.

TL’nin son bir haftadır dolar karşısındaki değer kaybına baktığımızda 2.9350’den başlayan hareketin 3.02 – 3.07 bandına taşındığını, daha öncesi zirve değer olan 3.09 ve üzerini görülebilme ihtimalini kuvvetlendiriyor. Merkez’in bu durumda Ekim ve Kasım ayında izleyeceği yolu dikkatle takibimizde olacaktır.

3 yıl vadeyi kapsayan OVP’daki hedeflerin daha tutturulabilir seviyeler olduğuna dair iyimserliğimizi ise korumaktayız.

SEÇİM AREFESİNDE AMB TAPERİNG Mİ YAPACAK?

Göçmen krizi, sağın yükselişi ve durgunluk gibi problemler yaşayan Avrupa için 2017 yılı, seçimler ile pek parlak geçecek gibi görünmüyor. Ekonomiyi canlandırma hamleleri yeterli ve toparlanmış bir ekonomi görüntüsü vermiyor. Büyümenin küresel çapta yavaşlaması ve Fed faiz artırımı söylentilerine rağmen AMB faizleri düşük seviyelerde tutmaya devam edeceğini gösteriyor.

Bunlar yaşanırken Avrupa bankalarında ise sorunlar dalga dalga büyüyor. Deutsche Bank haberlerinin negatif anlamda yüksek ses getirdiği piyasalarda, diğer sorunlu Avrupa Bankaları da toplu işten çıkarımlara başvuracak. Sıkılaşan düzenlemeler ve negatif faizlere ayak uydurmakta zorlanan bankalar, en az 20 bin kişinin işine son vermeye hazırlanıyor.

 Ancak son döneme baktığımızda Avrupa Merkez Bankası (AMB)’nın tahvil alımlarını aylık 10 milyar euro düşürmeye başlayabileceği belirtiliyor. Fed yetkililerinin bu yıl faiz artışını tartıştığı bir ortamda AMB'den gelen daha az teşvik beklentileri de piyasalar için baskı oluşturuyor.

AMB'den e-posta yoluyla yapılan açıklamada, "Başkan Mario Draghi'nin son basın toplantısında ve Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı son konuşmada söylediği üzere, Yönetim Konseyi bu konuları görüşmedi" denildi. Draghi, (Quantitative Easing) QE'nin Mart 2017'nin sonuna kadar devam edeceğini ve eğer ihtiyaç duyulursa uzatılabileceğini, Yönetim Konseyi'nin, enflasyonun enflasyon hedefi ile uyumlu olma yolunda süregelen bir düzeltme yaptığını görene kadar süreceğini defalarca söyledi.

Para politikalarının yetersizliğinin tartışıldığı bu ortamda, Euro Bölgesi’ne dâhil ülkelerin maliye bakanları Euro Group toplantısı için Lüksemburg’da bir araya gelecekler. Bu toplantı sonrası yapılacak açıklamalar piyasalar tarafından dikkatle takip edilecektir.

DEVAM EDECEK

Yorumlar

Diğer Yazıları