ABD 8 Kasım’da önemli bir viraja giriyor...

Belgin Maviş 18 Ekim 2016, 09:20

 

DÜNYAYI KADINLAR MI YÖNETECEK - 2

Avrupa seçim yılına doğru ilerlerken, 8 Kasım 2016’da  ABD Başkanlık seçimleri küresel siyaset ve ekonomi için çok büyük önem taşıyor. Başkan adayları Hillary Clinton ve Donald Trump kozlarını bu tarihte paylaşacaklar. Fed Başkanı’nı siyasi davranmakla suçlayan Trump’ın seçilmesi dengeleri tamamen değiştirebilir. Clinton’un anketlere göre önde götürmesine rağmen Trump’ın radikal konuşmaları piyasaları bu anlamda belirsizliğe itiyor.

Başkan adayları ABD’de gelenekselleşen televizyon düellosunda karşı karşıya geldi. 26 Eylül’deki ilk düellodan Clinton’un Trump’a göre daha iyi bir imaj çizerek önde ayrıldığını söyleyebiliriz. İkinci olarak 9 Ekim tarihinde karşı karşıya geldiler.

Kozların paylaşılmaya devam edildiği ikinci bölümün galibi her ne kadar Clinton gibi lanse edilse de, programın genelinde Trump’ın konuya hâkimiyeti ve yeni bir yol haritası çizmesi Clinton’un ise Obama ekolünü devam ettireceğine dair sinyaller vermesi oldukça önemliydi.19 Ekim tarihlerinde iki lider son defa televizyon programında kamuoyu önünde olacaklar.

Trump seçim vaatlerinde ön plana, sadeleştirilmiş bir vergi sistemi ve daha düşük vergi oranları çıkıyor. Bunun özellikle özel yatırımları canlandırması yoluyla ekonomik büyüme hedeflese de bu durumda kamu gelirlerinin uzun vadede trilyonlarca dolar azalacağı öngörülüyor. Bunun yanında göçmenler karşısındaki sert tutumu da öncelikle nüfusu ve potansiyel büyümeyi etkileyebilecek diğer başlık olarak karşımıza çıkıyor.

Clinton cephesinde ise, Obama döneminden süre gelen kamu politikalarında büyük bir değişim yaşanması beklenmiyor. Hane halkı açısından vergilemede büyük değişiklikler olmayacak ancak yüksek gelirliden daha fazla vergi alınması, hatta ek vergiler getirilmesi de gündemde olan bir konu. Buradan elde edilecek gelirler ile sosyal harcamaların finanse edilmesi amaçlanıyor.

Clinton’un bununla beraber 9 Ekim’de yapılan düelloda moderatörün sorusu üzerine Suriye’deki Kürtleri silahlandırabileceği açıklaması önemli notlar arasına girdi. Trump ise ABD askerlerinin bölgeye gitmeyeceğini söyledi. İki rakip dış politikada ayrı düşüncelerde olsa bile, Suriye konusunda ABD askerinin bölgede olmaması konusunda hemfikir görünüyor.

Müslümanlık karşıtı söylemleri ve radikal söylemleri ile Trump küresel ekonomi için olumlu sinyaller vermiyor. Clinton ise sakin söylemleri ile piyasaları daha rahatlatacak kişi olarak göze çarpıyor.

PEKİ TÜRKİYE’Yİ NELER BEKLİYOR!?

Haziran ayında Brexit için ‘evet’ sonucu çıkan İngiltere’de sürecin önümüzdeki Mart ayı başlaması ve 2019 yılında tamamlanması öngörülüyor. İngiltere’nin bu süreçten nasıl çıkacağı ise, emsal bir durum olmaması sebebiyle belirsizlik olarak karşımıza çıkmaktadır.

İngiltere bu süreçten en az zararla çıkmayı arzularken, AB bu konuda önemli bir üyesini kaybederken diğer ülkelere de bir mesaj vermek isteyecektir. İngiltere’nin bu süreci en hafif şekilde atlatması Türkiye için çok kritik, çünkü İngiltere en büyük ihraç pazarlarımızdan biri. Bu noktada poundun düşmesi ise maliyet yapma zorluğunu beraberinde getiriyor.

15 Temmuz’da yaşanan başarısız darbe girişimi sonrasında 3 ay süreyle OHAL ilan edildi. Daha sonra ise Ekim ayının başında bu süre 3 ay daha uzatıldı. OHAL’in uzatılması eleştirilerine Fransa’daki 1 yıl süreyle ilan edilen OHAL’i işaret ederek cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sürenin gerekirse daha da uzatılabileceği mesajını verdi. Bu açıklama piyasalarda OHAL’in daha uzun sürebileceği şeklinde yorumlandı.

Darbe girişiminin FETÖ tarafından yapılmak istendiği anlaşılınca, Türkiye, Fettullah Gülen’in iade talebini hızlandırdı. Donald Trump’ın Twitter üzerinden yaptığı açıklama ile 13 CIA ajanının darbeye destek verdiği iddiası ve örgütün lideri Fetullah Gülen’in iadesi için hukuki sürecin ağırdan alınması, ABD’nin örgüt konusunda köşeye sıkıştığını gösteriyor.

24 Ağustos 2016 tarihinde başlayan operasyon ile Türkiye sınır hattını güvenli hale getirmek amacıyla Suriye topraklarına girdi. Suriye ve İran bu operasyona tepki gösterirken, ABD ve diğer Avrupa ülkeleri operasyonun Suriye rejiminin desteğiyle beraber olması gerektiğine vurgu yaptı.

Türkiye’nin güney komşusu Suriye’de  süregelen bir iç savaş söz konusu. Burada ABD ve Rusya’nın etkinliğini görebiliyoruz. Doğrudan savaşmıyor olsalar dahi farklı taraflara destek vererek savaşın gidişatına etki ediyorlar. Rus askerleri muhaliflerle savaşırken, ABD muhaliflere ve YPG’ye destek veriyor.

Operasyonun Irak hattına kayacak olması ise Irak Kürt Yönetimi tarafından sert tepki gördü. Türkiye ve Irak yönetimleri arasında sert açıklamalar yapılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD ile temasların sürdüğünü belirterek, "19 Ekim'de Irak merkezi yönetimi ile Musul'da DEAŞ'a karşı bir operasyon başlatabilecekleri söyleniyor" dedi. Operasyon dün başladı.

( https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201609251024985408-irak-musul-yabanci-asker/)

ABD bölgede güçlü bir Rusya’nın varlığını istemiyor. Rusya ise kendi üslerini korumak adına Suriye’de olduğu açıklamalarını yapıyor. Bölgede yeniden yapılanacak Suriye’de söz sahibi olmak ve bölgedeki petrolden pay almak iki ülkenin stratejisinde başrolü oynuyor.

Türkiye iç gündeminde ise, geçtiğimiz seçimin ana gündemini oluşturan yeni anayasa çalışmaları iktidar ve muhalefetin uzlaşamaması nedeniyle ertelenmiş gibi görünüyor. Bu durumun yaşanmasında gündeme gelen Başkanlık Sistemi tartışmaları da ekleniyor.

OHAL süresince yetkilerin Cumhurbaşkanı nezdinde, Başbakan ve Bakanlar Kurulu yönetiminde olması ve bu sürenin 3’er aylık periyotlarla uzatılması muhalefet tarafından Başkanlık sistemi algısı yaratması; bu konuda gelen muhalif sözler dikkat çekiyor. MHP lideri Devlet Bahçeli: “AK Parti başkanlık sistemi için Anayasa taslağını TBMM’ye getirmelidir. Ya 367’yi aşarak kanunlaşacaktır ya da milletin kararına sunacaktır.” Görülüyor ki başkanlık sistemi için referandum ihtimali önümüzdeki dönemde daha çok gündeme gelecektir.

FETÖ soruşturmaları neticesinde başta kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere birçok alanda gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşti. Bu yapılanma karşısında yeni yapılanma ve yeni prosedürler getirilmesi söz konusu olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Polis Teşkilatı gibi birçok kurumda yeni yapılanmalar gerçekleştirilmesinin yanında eğitim sisteminde de yeni düzenlemeler gerçekleştirilecektir.

Türkiye, Eylül ayında ise “yatırım yapılabilir” notunu Moody’s’in not indirimiyle birlikte kaybetti. S&P (Türkiye’nin bu kuruluşu üyeliği bulunmuyor) daha önceden kredi notunu düşürmüş, Fitch ise izlemede olduğunu açıklamıştı. Fitch için 2016 yılı sonuna kadar değerleme toplantısı yok ancak bu, açıklama yapmalarına engel değil. Ve bu durum finansal piyasalarda zaman zaman öne çıkarak korkuları artırmakta kullanılıyor.

Bankacılık sektöründe yapılan prosedür değişikliği ile katılım bankalarının kurulması ve Türkiye Varlık Fonu Yönetimi A.Ş’nin. 50 milyon TL sermaye ile kurulması ile bu alandaki yeniliklere hız verildi. Bunun başta tasarruflara, daha sonra büyük projelere finansman sağlaması yoluyla yatırımlara ve istikrara katkı sağlaması öngörülüyor.

Rus uçağının düşürülmesi sonrası bozulan ilişkilerin tekrar yapılanması sonrası, gerçekleşen 23. Dünya Enerji Kongresi’nde Rusya ile önemli adımların atılması gündemdeydi. Türkiye ve Rusya liderleri tarafından özel bir görüşme yapıldı ve Türk Akımı Doğalgaz Projesi’nin imzalanması için el sıkışıldı. Bu proje ile Türkiye’nin 14 milyar metreküp doğalgaz alması ve Avrupa’ya yaklaşık 50 milyar metreküp ihracı düşünülmektedir.

Türk Akımı’na atılan imzalar, Akkuyu nükleer santralinin yapımının hızlandırılması iki ülke ilişkileri için ele alınacak konulardır. Cumhurbaşkanının üçüncü bir santral projesi istediğine dair yaptığı açıklamanın yanında ek olarak Türk tarafından vize serbestisi  talebi gündeme gelecektir.

Ayrıca Kibar Enerji, Avrasya Gaz, Sheel Enerji, Enerko gibi şirketler Rusya ile yapılan anlaşma doğrultusunda yıllık 10 milyar metreküp doğalgaz ithal ediyor. Bu anlamda doğalgaz alım kontratlarında değişiklik yapılması da bir diğer konu başlığı olacaktır.

Enerji ile devam eden bu ılımlı adımlar ile Rusya, 2017’de yeni anlaşmalar ile Türkiye’nin küresel ve bölgesel önemli bir partneri haline alıyor. Rusya ilişkileri de dâhil olmak üzere, ABD ve Avrupa’da gerçekleştirilecek seçimler, Suriye operasyonu ve Türkiye’nin sıcak iç gündemi 2017 yılında da yakın takibimizde olacaktır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR: BLOOMBERGHT, BUSİNESSHT, A1 CAPİTAL ARŞİVİ, NTVPARA, HÜRRİYET

Yorumlar

Diğer Yazıları